Mustafa Gültekin

Mustafa Gültekin

seferisair@gmail.com

Siyasetin gürültüsünü susturan soru!

09 Eylül 2026 Çarşamba 10:56

 

Bazen tek bir soru, onca siyasi tartışmadan daha fazlasını anlatır insana. Çünkü o soru, gündelik siyasetin gürültüsünü bir anda bastırır ve insanı hayatın en çıplak gerçeğiyle karşı karşıya bırakır.

“Olası bir savaş durumunda Türkiye’yi hangi lider yönetmeli?”

İşte o soru, bu soru...

Bursa siyasetinin sevilen simalarından Tahir Kahveci, geçenlerde sosyal medyadan hayli ilginç bir paylaşımda bulundu. Kahveci, ülkede bu kadar olumsuzluk yaşanırken, iktidar partisinin hala anketlerde birinci parti çıkmasının düşündürücü olduğunu sordu/sorguladı.

Muhalefetin, iktidarın yanlışlarını avantaja çeviremediğinden, iktidarın hatalarına rağmen toplumun güvenini kazanamadığından söz etmekle kalmadı, "Başarısızsınız" diyerek, bir de istikamet verdi:  "Ya ülkenin önüne gerçekçi, güvenilir ve güçlü bir yol koyun ya da o yoldan çekilin!"

***

Televizyon ekranlarının tonton yorumcusu Coşkun Başbuğ ağabeyin adeta kafa kağıdı gibi duran, "bana göre" repliğini ödünç alıp, ben de diyorum ki; bana göre o istikametin varacağı menzil güvendir. 

Çünkü siyaset, sadece sandıkta verilen oyun matematiğinden ibaret değildir. Elbette ki; mutfak, faturalar, maaşlar önemli, ama

bunların yanında insan korktuğu zaman kime sığınacağına, ülkesinin dara düştüğü gün kimin arkasında duracağına, devlet fırtınaya yakalandığında dümeni kimin daha sağlam tutacağına da bakar, bana göre...

***

Tahir Kahveci'nin kısa, öz ve önemli paylaşımını okuyunca; Asal Araştırma'nın birkaç gün önce yaptığı anket düştü aklıma. Asal, "Olası bir savaş durumunda Türkiye’yi hangi lider yönetmeli?” diye sormuş vatandaşa.

Allah korusun, bir savaş çıkmasını elbette istemeyiz, ama adeta yangın yerine dönmüş bölgemizde savaş her zaman olasıdır ve bu olasılık siyasetin lafebeliğinden mütevellit makyajını döküverir. Çünkü savaş ihtimali, insana hayatın en eski ve en temel sorusunu yeniden sordurur: “Bizi kim koruyabilir?”

Verilen cevaplar, aslında Tahir Kahveci'nin altını çizdiği, "Ülkede bu kadar olumsuzluk yaşanırken, iktidar partisinin hala anketlerde birinci parti..." çıkmasının nedeninin de en içi dolu, en ayakları yere basan gerekçesidir, bana göre...

Asal'ın “Olası bir savaş durumunda Türkiye’yi hangi lider yönetmeli?” sorusuna vatandaşın yüzde3,9'u Ekrem İmamoğlu, yüzde 6,5'i Mansur Yavaş, yüzde 12,5'i Özgür Özel derken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan diyenlerin oranı yüzde 48,1 olmuş. Aradaki fark, "sana göre, bana göre, ona göre" den(e)meyecek kadar açık ve net değil mi? 

Şimdi, sorunun ehemmiyetine istinaden verilen bu cevapları yalnızca siyasi bir tercih olarak okumak yanıltıcı olur. Nitekim insan, normal zamanlarda daha fazla seçenek arar, değişim daha çekici gelebilir, ama "savaş" gibi korkutucu bir ihtimal karşısında arayacağı ilk ve belki de tek şey güvendir, bana göre...

İşte, Recep Tayyip Erdoğan, o duygunun sarsılmaz kalesi olarak durmaya ve güven duyulmaya devam ediyor. Haliyle en kötü senaryoda bile ülkeyi Erdoğan'a emanet eden halk, elbette ki; yaşanan birtakım dönemsel sorunlara rağmen ülkeyi yine Erdoğan'ın yönetmesini ister ve yine doğal olarak partisi de birinci parti çıkar. Bana göre, bunda şaşıracak bir şey yok, aksine şaşıranlara şaşırmak lazım.

***

Aramızda laf açılmışken, "ülkede yaşanan bu kadar olumsuzluğa" da bir pencere açmak isterim müsaadenizle.

Evet, ekonomi başta olmak üzere bir takım olumsuzluklar da yok değil, fakat buna rağmen halkın yine de tercihini Ak Parti'den/Erdoğan'dan yana kullanması öyle sanıldığı gibi anlaşılmayacak ve şaşılacak bir durum da değil.

Tamam, insanların unutkan olduğu söylenir, bazı konular için bu doğru da olabilir, ama bana göre seçmen hafızası sadece bugünü kaydetmiyor. En azından temel meselelerde bugünü, geçmişin üzerine koyarak tartıyor.

Örneğin, bugünün pahalılığını dünün yokluklarıyla tartıyor. Bugün randevu beklemeyi dünün hastane kabusuyla kıyaslıyor. Şöyle ki; otuzlu yaşlarda olanlar, şu anki sorunları Ak Parti'nin geçmiş performansıyla ölçüyor ve hassaten çok daha iyi olan Ak Parti dönemlerine kıyasla kötü olduğunu düşünüyor.

Haklılar da...

Nitekim Ak Parti, 28 Şubat süreci, askeri vesayet ve koalisyon çıkmazlarıyla adeta dibe vurmuş bir ülkeyi aldı, çok kısa sürede her bakımdan çağ atlatıp, sağlıktan ulaşıma kadar muhteşem işlere imza attı. Bana göre atmaya da devam ediyor.

Ak Parti iktidarında doğanlar, yaşayanlar bugünün kısmi zorluklarını, önceki efsane başarılarla kıyaslayınca, yüksünmeden "Ülkede olumsuzluk var..." diyebiliyor.

Oysa rakamların yanında bir de kolay kolay silinmez hafıza vardır. Duvarları dökülen hastane koridorları, onlarca kişinin nefesiyle birbirini boğduğu hastane koğuşları, ilaç kuyrukları mesela... Bunlar birer istatistik olmaktan öteye ağır yaşanmışlıklardır. İşte, olumsuzluklara rağmen Ak Parti'nin hala birinci parti olmasının, her şeye rağmen sandıkta mührün yine Ak Parti'ye kaymasının ardındaki ana gerçek, bu acı yaşanmışlıklardır.  

Tamam, Ak Parti, kendi yükselttiği çıtanın biraz altında bugün. Ama o çıta, yaşı elli ve üzerinde olanlar için hala çok yüksekte duruyor.

Evet, bugün hastanelerin bazı bölümlerinden hemen randevu alamayabiliyoruz, ama geçmişte istediği eczaneden ilaç alamayan, ilaç yazdıracak doktor bulamayan, yazdırsa dahi saatlerce hastanede ilaç kuyruğunda imanı gevreyen bizim kuşak için doktor randevusunu üç-beş gün beklemek secdede şükredilecek kadar büyük bir lükstür hala.

Bırakın bunları, hastanede hasta ziyaretinin bile ecel teri dökülen bir eziyet olduğunu bizzat görmüş yaşamış olanlar, hastasının hastanede rehin alındığını bilenler, şu anki olumsuzluklara "olumsuzluk" demeyi günah sayarlar. Vaziyet bu olunca, Ak Parti'nin hala uzak ara birinci çıkması öyle şaşılacak bir durum değildir, bana göre.

Genel siyaset böyle de yerel farklı mı?

Yüzlerce partinin Bursa'da teşkilatı var, ama sahada en gözle görünür, en elle tutulur, en halka dokunan, en kolay ulaşılan teşkilat yine ve sadece Ak Parti teşkilatı. İnsanın unutkanlığına inat silinmez hafızasından da söz etmiştim ya; seçmen, kendisine seçimden seçime dokunan siyasetçiyi değil, zor gününde telefonunun ucunda olanı hatırlar...

SON SÖZ:

Buraya kadar altını çizdiğimiz yakıcı gerçeklerden yola çıkarsak; Tahir Kahveci'nin, "Ya bu ülkenin önüne gerçekçi, güvenilir ve güçlü bir yol koyun… Ya da o yoldan çekilin!" tespitine katılmamak mümkün değil. Görünüşe bakılacak olursa; muhalefetin, "Gerçekçi, güvenilir ve güçlü bir yol" koyması için daha kırk fırın ekmek yemesi gerekiyor. Bundan sebep, yoldan çekilmeleri, en azından gölge etmemeleri şimdilik yapabilecekleri daha hayırlı bir hizmet gibi duruyor, bana göre...

Coşkun ağabey, siz ne dersiniz, size göre nedir durum?

 

-----

 

"Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve politikhaber.com.tr'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir."

 

 

Mustafa Gültekin Hakkında

Ağaçhisar'da 1977'de Şubat'ın ayazında anamın kucağında açmışım gözlerimi dünyaya. Babamın sıcak nefesiyle kulağıma okuduğu ezanla duymuşum adımı.

Mustafa

Kendimi, "Asabı bozuk bir yazı gündelikçisi" olarak tanımlıyorum. Gazeteciliğe, ortaokulda, okul gazetesi çıkartarak başladım. İlk basın kartımı "bir eğitim hizmeti" olarak burada aldım ve o gün bugündür kendimi mesleğin öğrencisi olarak görmeye, öğrenmeye devam ediyorum.

Araf'tan yeryüzüne dağıldığımızdan beri, yurt tutmayan düşlerimin peşinde, kaleme duyduğum hürmetle 20 yılı aşkın bir süredir yerel ve ulusal gazetelerde yazılar yazıyorum. Evliyim ve Canevim, Yürek Yongam Neslihan Azra'mın babasıyım.