Mustafa Gültekin

Mustafa Gültekin

seferisair@gmail.com

Aynı bölüm, iki farklı kapı: Hukuk devleti buna ne diyor?

06 Ağustos 2026 Perşembe 01:25

Ağustos ayı, her yıl olduğu gibi bu yıl da yüz binlerce gencin ve ailesinin umut, heyecan ve belirsizlik arasında gidip geldiği  oldukça yorucu ve sarsıcı bir dönem…

Öyle ki; kimileri yıllardır kurduğu üniversite hayaline kavuşmanın sevincini yaşarken, kimileri de tercih listesinde geleceğini şekillendirecek en doğru kararı vermenin telaşı içinde. Kuşkusuz, bir üniversiteye yerleşmek kadar, doğru üniversitede ve doğru bölümde eğitim alabilmek de gençlerin yaşamını doğrudan etkileyen hayati bir mesele.

Ancak tam da bu büyük dalgalanmanın arasında pek dikkat çekmeyen, ama binlerce öğrenciyi derinden ilgilendiren önemli bir çelişkiyi dile getirmek istiyorum. 

Konu şu: Aynı lisans diplomasını veren iki devlet üniversitesinin Dramaturji bölümü arasında, biri merkezi yerleştirme puanıyla, diğeri ise özel yetenek sınavıyla öğrenci aldığı gerekçesiyle yatay geçişe izin verilmemesi; üstelik merkezi yerleştirme puanı, geçilmek istenen programdaki öğrencilerin başarı düzeyinden daha yüksek olsa bile başvurunun reddedilebilmesi...

Bu, yalnızca bir yönetmelik tartışması değil, aynı zamanda eğitim hakkı, fırsat eşitliği ve hukuk devleti ilkeleri bakımından da üzerinde ciddiyetle durulması, düşünülmesi gereken bir soru/sorun olarak karşımıza çıkarıyor.

***

Türkiye'de yükseköğretim sistemi, gençlerin geleceğini belirleyen en önemli kamusal mekanizmalardan biridir. Bu nedenle üniversitelere giriş kadar, üniversiteler arasında geçişi düzenleyen kuralların da öngörülebilir, eşitlikçi ve hakkaniyetli olması gerekir. Ne var ki; zaman zaman karşımıza çıkan bazı uygulamalar, "kural" ile "adalet" arasındaki mesafeyi yeniden düşünmemizi zorunlu kılıyor.

Bugün tartışılması gereken mesele, yalnızca bir öğrencinin yatay geçiş talebi değildir. Mesele, aynı diplomayı veren, aynı unvanı kazandıran, büyük ölçüde aynı müfredatı uygulayan iki Dramaturji bölümünün, yalnızca öğrenci kabul yöntemi farklı olduğu için birbirine kapılarını kapatmasıdır.

Soru basittir: Aynı bölümün öğrencileri neden birbirine geçemesin?

Eğer bir öğrenci, merkezi yerleştirme puanıyla bir devlet üniversitesinin Dramaturji bölümüne yerleşmişse; aldığı puan, geçmek istediği üniversitedeki öğrencilerin başarı düzeyini karşılayacak hatta aşacak seviyedeyse, yalnızca "Biz özel yetenek sınavıyla öğrenci alıyoruz" denilerek kapının kapanması gerçekten hukuk devleti ilkesine uygun mudur?

Burada durup şu temel soruyu sormak gerekiyor. Üniversiteler, öğrenci mi yetiştiriyor, yoksa giriş yöntemlerini mi? Oysa bir öğrencinin eğitim hayatı boyunca önemli olan şey; bilgi, yetkinlik ve akademik başarısıdır. Üniversiteye hangi kapıdan girdiği değil.

Eğer iki program aynı diplomayı veriyor, aynı akademik yeterlilikleri kazandırıyor ve mezunlarını aynı meslek alanına hazırlıyorsa, sırf ilk kayıt aşamasındaki yöntem farklı diye öğrencilerin birbirinden tamamen ayrıştırılması, eğitim sisteminin temel mantığıyla ne kadar bağdaşmaktadır?

Anayasa, herkesin kanun önünde eşit olduğuna, kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağına hükmetmiyor mu?

Bu haklar elbette sınırsız değildir. Devlet, düzenleme yapabilir, kriter koyabilir. Ancak hukuk devletinde her sınırlamanın meşru bir amacı, makul bir gerekçesi ve ölçülü bir sonucu olmalıdır.

İşte tam da burada "ölçülülük" sorunu ortaya çıkmaktadır.

Aynı eğitimi alan, aynı mesleğe hazırlanan, aynı lisans diplomasını alacak iki öğrenciden biri yalnızca giriş yöntemi farklı olduğu için diğer üniversiteye geçemiyorsa, bunun gerçekten eğitim kalitesini koruyan bir tedbir mi, yoksa şekli bir engel mi olduğu ciddiyetle sorgulanmalıdır.

Üstelik burada daha dikkat çekici başka bir çelişki var.

Özel yetenek sınavları da sonuçta bir sıralama yapar. Adaylar değerlendirilir. Başarı puanları oluşturulur. Kontenjanlar bu puanlara göre doldurulur. Yani ortada tamamen ölçümsüz, rastlantısal bir sistem yoktur. Aksine yine bir başarı değerlendirmesi ve yerleşme puanı mevcuttur.

Öyleyse neden merkezi yerleştirme puanı ile oluşan başarı, mutlak biçimde geçersiz sayılırken; özel yetenek sınavındaki başarı tek geçerli ölçüt kabul edilmektedir?

Bu soruya yalnızca "mevzuat böyle" demek yeterli değildir. Çünkü hukuk devletinde mevzuatın kendisi de Anayasa'nın eşitlik, ölçülülük ve eğitim hakkı ilkeleri ışığında değerlendirilebilir. Kanunlar ve yönetmelikler, bireyin haklarını gereksiz yere daraltacak biçimde yorumlanmamalıdır. Asıl tartışılması gereken konu da budur. Yükseköğretim sistemi, öğrenciyi mi merkeze alıyor, yoksa bürokratik prosedürü mü?

Yatay geçiş kurumunun amacı, öğrencilerin akademik gelişimini desteklemek, farklı üniversitelerde eğitimlerine devam edebilmelerine imkân sağlamaktır. Bu mekanizma, öğrenciyi cezalandırmak için değil; bilakis eğitim hakkına devamı güçlendirmek için vardır/olmalıdır.

Belki de artık Yükseköğretim Kurulu'nun, üniversitelerin ve idare yargısının şu soruya birlikte cevap vermesi gerekiyor:

Aynı diplomayı veren programlara farklı kabul yöntemi adil midir? Veya aynı diplomayı veren programlar arasında, sadece öğrenci kabul yöntemi farklı diye mutlak geçiş yasağı öngörmek gerçekten çağdaş yükseköğretim anlayışıyla bağdaşmakta mıdır?

Bu sorular yalnızca bir öğrencinin sorusu değildir. Bu sorular, eğitimde fırsat eşitliğine inanan herkesin sorusudur aslında.

Belki de verilecek bir yargı kararı ya da yapılacak bir mevzuat değişikliği, yalnızca bir öğrencinin kaderini değil, benzer durumda bulunan yüzlerce gencin eğitim hakkını yeniden şekillendirecektir.

Çünkü hukuk, bazen mevcut kuralları uygulamak kadar, o kuralların adalet üretip üretmediğini de sorgulayabilme cesaretidir. Ve gerçek hukuk devleti, tam da bu cesaretle güçlenir.

SON SÖZ:

Hukuk devletleri, yalnızca kanunlarla yönetilen devletler değildir. Aynı zamanda aklın, vicdanın ve adalet duygusunun da yön verdiği devletlerdir. Bir hukuk düzenini güçlü kılan şey, her ayrıntıyı düzenleyen binlerce sayfalık mevzuat değildir. Asıl güç, o mevzuatın herkes için adalet üretip üretemediğidir.

 

---

"Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve politikhaber.com.tr'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir."

 

Mustafa Gültekin Hakkında

Ağaçhisar'da 1977'de Şubat'ın ayazında anamın kucağında açmışım gözlerimi dünyaya. Babamın sıcak nefesiyle kulağıma okuduğu ezanla duymuşum adımı.

Mustafa

Kendimi, "Asabı bozuk bir yazı gündelikçisi" olarak tanımlıyorum. Gazeteciliğe, ortaokulda, okul gazetesi çıkartarak başladım. İlk basın kartımı "bir eğitim hizmeti" olarak burada aldım ve o gün bugündür kendimi mesleğin öğrencisi olarak görmeye, öğrenmeye devam ediyorum.

Araf'tan yeryüzüne dağıldığımızdan beri, yurt tutmayan düşlerimin peşinde, kaleme duyduğum hürmetle 20 yılı aşkın bir süredir yerel ve ulusal gazetelerde yazılar yazıyorum. Evliyim ve Canevim, Yürek Yongam Neslihan Azra'mın babasıyım.