Mustafa Gültekin

Mustafa Gültekin

seferisair@gmail.com

Neyi iyi yaptın ki; daha iyisini yapacaksın Ramazan?

16 Ağustos 2026 Pazar 23:02

Eğitimin üzerinde bir müsilaj gibi duran Eğitim-Bir-Sen Bursa başkanı Ramazan Acar, Aysın Komitgan'a, "Daha iyi yapacağız iddiasıyla yeniden adayız...” demiş.

Aysın hanım, nezaketinden olsa gerek; "Ufak at da civcivler yesin" diyemediği için hızını alamayan Ramazan; “Çıraklık, kalfalık ve ustalık dönemimizi yaptık. Şimdi en geniş birikimle, daha verimli bir dönem geçirmek için yeniden adayız...” diyerek masallarda bile görülme ihtimali olmayan iddiayı arşa çıkarmış.

Önce, Ramazan'ın güldürmeyen şakalarından biri sandım, ama bildiğin ciddi ciddi adaymış, hem de "çıraklık, kalfalık, ustalık" teranesiyle ve "daha iyisini yapacağız iddiasıyla..."

Öyleyse soralım; bugüne kadar neyi iyi yaptın ki; daha iyisini yapacaksın Ramazan? 

Ramazan'ın “çıraklık, kalfalık, ustalık” diye tarif ettiği yıllar, keşke sendikanın artan kuşatıcı ruhu ve eğitimde erdemin yükselen basamakları olsaydı, ama öyle olmadı.

Tamam, Ramazan'ın kendini kuşatan kibirli ruhuyla MESEM sokaklarında yükselen erdemler de yok değil, fakat bizim, burada söz ettiğimiz erdem o erdem değil. Bir gün o konulara da gireriz, eylül yaklaşıyor nasıl olsa...

Bugün, insanı yolculuktan bıktıran, yoldan soğutan icraatları muzaffer bir boşluktan ibaret olan Ramazan'dan söz edeceğim.

Ramazan, "çıraklık, kalfalık, ustalık" falan demişti değil mi?

Bakın şimdi, çıraklık, Ramazan'a öğrenmenin tevazusunu değil kibrin ilk harflerini öğretmiş. Kalfalıkta ise tecrübenin olgunluğu yerine şark kurnazlığının ince hesaplarını kuşanmış. Ustalık denilen son mertebeye gelince, insanın elinde kalması gereken en büyük erdem, vefa olması gerekirken, geriye vefasızlığın kuru ayazı ve kusturan tadı kalmış. 

O kadar ki; kendisini sendikaya sokan, bu günlere gelmesinde büyük emeği olan, üstelik altlı üstlü oturacak kadar yakınında bulunan bir insanın en acı gününde başsağlığı bile dilemeyecek kadar ileri bir vefasızlıktan söz ediyorum...

Emin olun, üniversitelerin dramaturji bölümlerinden mezun hemen herkesi bir araya getirip, "Vefasızlığın kitabını yazın" desek, bu kadarı kimsenin aklına dahi gelmez.

Bu kahredici tutum, bu yakıcı kibir, bu ölümcül vefasızlık, en yakınındaki/yanındaki yol arkadaşlarının bile canına tak etmiş olacak ki; Eğitim-Bir-Sen'i Ramazan Acar kabusundan kurtarmak için kolları sıvamışlar.

Açık söylüyorum, Adil Yazıcıoğlu, Arif Arı ve yol arkadaşları; meslektaşlarının, medyanın önüne çıktıklarında, bir sürü proje saymalarına gerek yok, "Sendikamızı Ramazan Acar'dan kurtaracağız" deseler yarışa bir-sıfır önde başlamış olurlar.     

Peki, ben, niye mi bu kadar emin ve keskin konuşuyorum?

Şunun için: Ramazan Acar, bugün, işgal ettiği yerde; bütün çekilen acıları, sıkıntıları, çileleri boşa çıkaran, bütün hayalleri, ümitleri, idealleri boşluğa düşüren, bütün emeğe, alın terine, samimiyete fitne katan 'gölgeler kralı' gibi duruyor.

Üzülerek söylüyorum, ama kendisini eleştiren, kendisine oy vermeyen her üye infaz edilmeyi çoktan hak etmiştir, onun gözünde. Bunu, bizzat yaşayarak müşahede etmiş bir eğitim gönüllüsü yazı gündelikçisi olarak söylüyorum.

SON SÖZ:

Başta/başlıkta, "Neyi iyi yaptın ki; daha iyisini yapacaksın Ramazan?" diye sormuştuk ya; son sözün son sözünde, Ramazan'ın neyi iyi yaptığını söyleyeyim. Ramazan, kendisini eleştirenlere, kendisini eleştirenlerin eşlerine mobbing yapmaya, iftira atmaya, yalanla soruşturma açmaya gönüllü erdemsizlere arka çıkıyormuş numarası yaparak onları kullanmayı çok iyi yapar. Ama unuttuğu bir şey var ki; Allah adildir. Keser döner sap döner, eylül olur hesap döner...

 

NOT: Ramazan'ın sevmediği, "Ak Parti'ye Bursa'da en büyük zararı kim veriyor?" başlıklı yazıyı okumak için tıklayın!

 

-----

"Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve politikhaber.com.tr'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir."

Mustafa Gültekin Hakkında

Ağaçhisar'da 1977'de Şubat'ın ayazında anamın kucağında açmışım gözlerimi dünyaya. Babamın sıcak nefesiyle kulağıma okuduğu ezanla duymuşum adımı.

Mustafa

Kendimi, "Asabı bozuk bir yazı gündelikçisi" olarak tanımlıyorum. Gazeteciliğe, ortaokulda, okul gazetesi çıkartarak başladım. İlk basın kartımı "bir eğitim hizmeti" olarak burada aldım ve o gün bugündür kendimi mesleğin öğrencisi olarak görmeye, öğrenmeye devam ediyorum.

Araf'tan yeryüzüne dağıldığımızdan beri, yurt tutmayan düşlerimin peşinde, kaleme duyduğum hürmetle 20 yılı aşkın bir süredir yerel ve ulusal gazetelerde yazılar yazıyorum. Evliyim ve Canevim, Yürek Yongam Neslihan Azra'mın babasıyım.