Yaşamak, şairin dediği gibi, "Berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmak" ise, bu cümleler o savaşta aşkla çekilmiş bir kılıçtır...
Bu köşenin takipçileri iyi bilir, asabı bozuk bir yazı gündelikçisi olarak bazen yazıyı edebiyat sosuna batırıp damakta çikolatamsı bir tat bırakmayı tercih ederken; bazen de ezelden bozuk olan asabımın hıncıyla adeta tekme tokat dalarım konuya.
Bugün de öyle yapacağım, tekme tokat dalacağım yani. Çünkü 950 çocuğun canı var ortada...
Şimdi, bir okul düşünün…
Depremde yıkılma riski taşıyor. Bir başka okul daha düşünün… Hemen yanı başında ve çocukları pekala ağırlayabilecek durumda. Sonra tuhaf bir şey oluyor: Çocukların güvenli okula taşınmasının önünde depremin bile yıkamayacağı kadar kalın bir kibir büyüyor.
Nilüfer'de yaklaşık 950 çocuğun kaderi işte böylesi garip bir kibir duvarına asılmış halde...
Efendim, Dilek Özer Ortaokulu’nun risk taşıyan bölümleri yıkılacak; çocukların en yakındaki Baise Gazioğlu Bosut Ortaokulu'na geçici olarak taşınması beklenirken; velilerin iddiasına göre okul yönetiminin ve okulu yaptıran hayırseverin bu taşınmayı istemediği gerekçesiyle çocukların riskli binada kalması gündemde.
Yani, Nilüfer'de yaklaşık 950 çocuk, deprem karşısında güvenli olmadığı tespit edilen bir okul binasının gölgesinde yeni eğitim dönemini bekliyor.
Bir tarafta yıkılması gereken bir blok… Öte tarafta çocukların hayatı… Ve hemen yanı başında, bu çocukların geçici olarak eğitim görebileceği bir başka okul. Üstelik aralarında yaklaşık 500 metre var. Bundan daha makul, bundan daha akılcı bir çözüm olabilir mi? Olmaz, ama oluyor.
Anlaşılan o ki; mesele artık akıl meselesi olmaktan çıkmış. Çünkü velilerin iddiasına göre Dilek Özer Ortaokulu öğrencilerinin Baise Gazioğlu Bosut Ortaokulu'na geçici olarak taşınmasına okul yönetimi sıcak bakmıyor. Dahası, bunun hayırseverin tercihi olduğu ileri sürülüyor.
Açıkçası ben böyle bir şeye ihtimal vermiyorum. Daha doğrusu vermek istemiyorum, ama yine de burada durup birkaç hatırlatma yapmakta fayda görüyorum.
Bir defa, Baise Gazioğlu Bosut Ortaokulu'nu bir hayırsever yaptırmışsa bile artık o hayırseverin mülkü değildir. Devletin eğitim kurumuna dönüşmüş bir bina, çocuklar arasında “bizim çocuklar–sizin çocuklar” ayrımının yapılabileceği bir özel mülk hiç değildir.
Bir hayırsever okul yaptırabilir. Adını verebilir. Fakat o okulun kapısından içeri girecek çocukların kim olacağına dair egemenlik hakkını devralamaz. Çünkü o kapının üzerinde artık yalnızca bir isim yazmaz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti yazar ve devlet, çocuklar arasında bir ayrım yapmaz.
950 çocuk deprem riski taşıyan bir binada kalırken, birkaç yüz metre ötede eğitim yapılabilecek bir okulun kapısının hangi gerekçeyle kapalı tutulduğu sorusu, artık yalnızca Dilek Özer Ortaokulu'nda öğrenim gören çocukların ve kaygılı ailelerin değil, vicdan sahibi herkesin sorusudur.
Hem ne demek “eğitim kalitesi düşer”?
Dilek Özer’in çocukları kötü öğrenci mi?
Baise Gazioğlu Bosut’un çocukları başka bir milletten mi?
Aynı şehrin, aynı ülkenin, aynı geleceğin çocukları, bizim çocuklarımız değil mi hepsi?
Üstelik Dilek Özer’in yıllar içinde oluşturduğu akademik ve sosyal birikim, başka çocukların eğitimini düşürmek yerine belki de zenginleştirir. Asıl kalite kaybı, çocukların güvenliğini ikinci plana atan arızalı bir anlayışta aranmalıdır.
Devletin görevi, kimin ne istediğini değil; çocuğun neye ihtiyacı olduğunu sormaktır. Eğer en güvenli, en yakın ve en makul çözüm Baise Gazioğlu Bosut Ortaokulu ise mesele bitmiştir.
Devlet aklını, göğsünde bir madalya gibi taşıyan Bursa Valisi Erol Ayyıldız'a hassaten çağrımdır. Devlet kararını vermelidir. Çünkü 950 çocuğun geleceği, bir makam sahibinin tercihinden de, bir hayırseverin arzusundan da, bir okul müdürünün itirazından da büyüktür.
Ve bazen devlet olmanın en ağır imtihanı, bir çocuğun başına yıkılabilecek duvardan önce, o duvarın gölgesinde büyüyen yanlış kararı yıkabilmektir.
SON SÖZ:
Depremde yıkılma riski taşıyan Nilüfer Dilek Özer Ortaokulu öğrencilerin, en yakındaki Baise Gazioğlu Bosut Ortaokulu'na taşınması gerekirken; okulu yaptıran ailenin ve okul idaresinin istemediği gerekçesiyle öğrencilerin Dilek Özer'e mahkum edilmesi asla kabul edilemez. Yineliyorum; Baise Gazioğlu Bosut Ortaokulu'nu yaptıran hayırseverin "Benim yaptırdığım okula şu çocuklar gelsin, şunlar gelmesin" gibi akılla ve okul yaptırma ahlakıyla bağdaşmayacak bir talebinin olacağına asla ihtimal vermiyorum. Fakat bu gerçekten böyleyse, devlet, o hayırsevere "Al okulunu başına çal" diyerek geri versin.
-----
"Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve politikhaber.com.tr'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir."