Mustafa Gültekin

Mustafa Gültekin

seferisair@gmail.com

Jules Payot ve Ethem Bakar’ın "İrade Terbiyesi"

13 Ağustos 2026 Perşembe 00:13

Bugün size, aynı elbiseyi giydi diye kardeş zannedilen iki insan gibi aynı adı taşıyor diye aynı sanılan iki kitabın hazin öyküsünden söz edeceğim.

Yıllardır, kütüphanelerin tozlu raflarında, sahafların sararmış etiketlerinde, veya kulaktan kulağa kaderleri çarpıtılmış aynı adı taşıyan iki farklı kitabın öyküsü...

Bu öykü, sadece yanlış bir bilgi değil, bilerek veya bilmeyerek yıllardır yerli emeği görünmez kılan ölümcül bir ihmalin de ibretlik öyküsüdür aynı zamanda.

Bu karışıklık sadece bibliyografik bir hata değildir; aynı zamanda düşünce tarihimizin, kendi sesini yabancı bir yankının içinde kaybetme alışkanlığının da yakıcı bir göstergesidir.

Adı, “İrade Terbiyesi” olan bu iki eser, böylesi talihsiz bir yazgının içinde adeta kaderine terk edilmiş yıllardır.

Bugün, "İrade Terbiyesi" denildiğinde  çoğu kişinin zihninde yalnızca Jules Payot canlanır. Oysa aynı başlık altında, Türk fikir hayatının dikkate değer metinlerinden biri daha vardır: Dr. Ethem Bakar’ın İrade Terbiyesi.

Ne var ki; uzun yıllar boyunca Ethem Bakar’ın eseri, Payot’nun kitabının bir tercümesi sanılmış, hatta çoğu yerde bu şekilde zikredilmiştir. Oysa hakikat daha incelikli, daha katmanlı, çok farklı ve daha öğretici.

Dr. Ethem Bakar, başlangıçta Payot’nun eserini çevirmeyi düşünmüş. Aslında bu tercih şaşırtıcı değil. Çünkü iradeyi bir saat ustası titizliğiyle ele alan Payot, özellikle modern çağın başlangıcında irade, çalışma disiplini, dikkat terbiyesi ve karakter inşası üzerine Avrupa’da güçlü yankılar uyandırmış bir isimdi. Ne var ki; Ethem Bakar, bir noktada tercüme fikrinden vazgeçer. Belki salt kelime taşımanın yetersizliğini gördüğü için; belki de bir fikri ithal etmek yerine, onu kendi ikliminde, kökleri daha derinlere ulaşacak şekilde yeniden yeşertmek istediği için. Belki de ikisi birden... Nihayetinde aynı başlıkla, fakat özgün muhtevası olan bir telif eser kaleme aldı.

İşte tam burada bu ayrımın altını çizmek gerekir: Bakar'ın, kitabını, Payot’dan etkilenerek kaleme aldığı yadsınamaz bir gerçek; fakat Payot’un tercümesi değildir. Etkilenmek başka, kopyalamak başkadır. İstifade etmek başka, intihal başkadır…

Bakar, başta Payot olmak üzere bazı Batılı yazarlardan yararlanmış, alıntılar yapmış, bunları tırnak içinde göstererek, fikir namusunu muhafaza etmeyi ihmal etmemiş. Bu tavır, müellif vakarının diriltici ruhunu yansıtan önemli bir işarettir.

Daha da önemlisi, Ethem Bakar’ın eseri kapsam bakımından Payot’nun kitabını aşan bir genişliğe sahiptir. Payot, doğrudan doğruya iradenin güçlendirilmesine yönelir; bir çeşit ahlakî ve psikolojik pratikler kitabı yazar. Fakat Bakar, meseleye ilmi bir pencere de açar. Kitabına iradenin ne olduğu sorusuyla başlar. Çeşitli düşünürlerin irade tanımlarını aktarır, bunları tartışır, mukayese eder. Ardından kendi tanımını ortaya koyar; sonra kendi tanımını dahi eleştirir, eksik yanlarını belirtir. Bu, düşünceye sadakatin en nadir biçimi olsa gerek. Kendini tashih edebilen akıl, gerçekten düşünen akıl değil midir?

Payot’da çoğu zaman bir öğretmen tavrı hissedilir: Çalış, toparlan, dikkat et, alışkanlıklarını düzelt... Onun metni, modern insanın dağılmış masasını toplar. Bakar’da ise yalnız masa değil, zihnin kendisi de masaya yatırılır. Kavram çözümlemesi vardır, fikir tarihi vardır, tartışma vardır, öz eleştiri vardır. Payot, daha çok bir rehberdir; Bakar ise rehberlikle beraber müzakere eden bir zihindir de...

Bir bakıma Payot, iradeyi kullanmayı öğretir.
Bakar ise iradenin ne olduğunu da sorar/sorgular.

Bu yüzden iki eser arasında sadece hacim farkı değil, yaklaşım farkı da vardır. Biri pratik psikolojinin, diğeri fikir muhasebesinin kapısını aralar.

Fakat burada daha derin bir mesele vardır: Her iki yazar da kendi çağlarının çocuğudur.

Payot, Avrupa’nın disiplin, ilerleme ve bireysel verimlilik çağından seslenir. Bakar ise Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sancılarının, Batı karşısında silkinen bir Doğu zihninin içinden konuşur. Onun dünyasında “terakki”, “tekamül”, “medeniyet”, “ilerleme” kavramları güçlü yankılar yapar. Özgün tefekkürün peşinde ter döken Cemil Meriç, belki de bu yüzden Bakar’ın eserine kıymet vermiştir...

Tamam, pozitivist ve maddeci bazı tesirleri de üzerinde taşır. Batı’dan gelen düşünce akımlarından etkilenmiştir ve bunu da gizlemez. Zaten amacı da Batı’nın ilim ve irfan birikimini Doğu’ya nakletmektir.

Ne var ki; kitap yalnız Batı’ya dönük değildir. Satır aralarında Doğu kültür havzasının ahlak anlayışı, nefis terbiyesi, insanın kendisiyle mücadelesi de hissedilir. Sanki bir ayağı Paris bulvarlarında, diğer ayağı Bursa’nın yahut İstanbul’un eski medrese avlularında gezinen bir metindir bu.

Bugün, bu kitapları neden yeniden konuşmalıyız?

Çünkü 120 yıl önce yazılmış meseleler, bugün daha da yakıcıdır. O devirde insan aklını çeldiren şeyler sınırlıydı: tembellik, gevşek arkadaş çevresi, kötü alışkanlıklar, boş eğlenceler… Bugün ise cebimizde taşıdığımız ekranlar, sonsuz kaydırmalar, bildirim sesleri, dikkat parçalanması, anlık haz ekonomisi ve daha burada sayamadığım onlarca farklı sebep var. İnsan iradesi tarihte belki de hiç bu kadar korkutucu, kahredici, kibirli bir kuşatma altında kalmadı.

Bu yüzden “irade terbiyesi” artık nostaljik bir başlık değil, çağdaş bir aciliyet olarak ortada duruyor.

Dr. Ethem Bakar’ın kitap, tiyatro, çevre, muhit ve arkadaşların irade üzerindeki etkisine dair söylediklerini bugün rahatlıkla sinema, televizyon, sosyal medya ve internet olarak okuyabiliriz. Çağ değişiyor, araçlar değişiyor; fakat insanın dağılma biçimi değişmiyor. Şekiller yenileniyor, ama zaaflar aynı kalıyor.

SON SÖZ:

Jules Payot ile Ethem Bakar’ı birbirine rakip yahut gölge gibi görmek yanlıştır. Her eser kendi bağlamında kıymetlidir. Payot, Batı’nın çalışma ahlakını, Bakar ise Doğu ile Batı arasında kurulan zihinsel köprüyü temsil ediyor. Biri iradeye kas kuvveti verirken, diğeri ona düşünce derinliği kazandırıyor. Ve bugün, ekran ışıkları altında yorulan çağdaş insanın, ikisine de her zamankinden daha çok ihtiyacı var.

 

---

"Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve politikhaber.com.tr'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir."

 

NOT: Bu yazı; Bursa Saati Dergisi'nin 37. sayısında yayımlanmıştır.

 

 

Mustafa Gültekin Hakkında

Ağaçhisar'da 1977'de Şubat'ın ayazında anamın kucağında açmışım gözlerimi dünyaya. Babamın sıcak nefesiyle kulağıma okuduğu ezanla duymuşum adımı.

Mustafa

Kendimi, "Asabı bozuk bir yazı gündelikçisi" olarak tanımlıyorum. Gazeteciliğe, ortaokulda, okul gazetesi çıkartarak başladım. İlk basın kartımı "bir eğitim hizmeti" olarak burada aldım ve o gün bugündür kendimi mesleğin öğrencisi olarak görmeye, öğrenmeye devam ediyorum.

Araf'tan yeryüzüne dağıldığımızdan beri, yurt tutmayan düşlerimin peşinde, kaleme duyduğum hürmetle 20 yılı aşkın bir süredir yerel ve ulusal gazetelerde yazılar yazıyorum. Evliyim ve Canevim, Yürek Yongam Neslihan Azra'mın babasıyım.