Türkiye'de şehirlerin kaderi, yalnızca fabrikalarının bacalarından yükselen dumanla, limanlarından ayrılan gemilerle, tarlalarından taşan bereketle yazılmıyor. Ne yazık ki; şehirlerin kaderi biraz da seslerini nereye ne kadar ulaştığıyla da belirleniyor.
Çünkü memlekette, şehirlerin büyüklüğü, yalnızca kendi sınırları içerisinde ne kadar güçlü olduğuyla ölçülmüyor; Payitaht'ta ne kadar duyulduğuyla da ölçülüyor...
***
Bursa, Türkiye’nin en büyük sanayi kentlerinden biri…
Üreten, istihdam oluşturan, ihracat yapan, katma değer yaratan, Türkiye ekonomisinin omurgasına omuz veren bir şehir. Fakat Bursa’nın yıllardır taşıdığı garip bir çelişki var: Ekonomik ağırlığı ile Ankara’daki karşılığı arasında çok büyük bir mesafe oluşmasıdır.
Bu yakıcı meseleden mütevellit yıllardır Bursa’nın Ankara’ya uzaklığından yakınılır. Bursa’nın ürettiğinden daha azını alabildiğinden söz edilir. Şehrin hayati meselelerinin devletin en üst katlarına yeterince taşın(a)madığı dile getirilir.
Öyle ki; milletvekillerinin bile Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüşemediği iddiası üzerinden Bursa’nın bir “Ankara lobisi” oluşturması gerektiği üzerine yıllardır cümleler kurulur ve bu lobinin olmayışından, olamayışından hararetle şikayet edilir.
İşte tam da böyle bir iklimde, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile gerçekleştirdiği görüşmeye yalnızca bir fotoğraf karesi olarak bakmak, meselenin asıl tarafını ölümüne ıskalamaktır.
Nitekim bu görüşme, yalnızca iki insanın karşılıklı oturmasından ibaret değildir. Bu görüşme, Bursa'nın Ankara’daki sesidir de aynı zamanda.
Başkan Burkay, Beştepe'nin kapısından içeri girerken arkasında binlerce işletmenin, on binlerce çalışanın, yüzlerce ihracatçının, üreticinin ve girişimcinin beklentisini de oraya götürmüyor mu?
Elbette götürüyor ve götürecek de...
BTSO Başkanı İbrahim Burkay’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’la gerçekleştirdiği görüşmeye ilişkin yapılan açıklamanın merkezinde tam olarak bunu gördüm ben. Burkay, BTSO’nun 2030 Vizyonu kapsamında yürütülen çalışmaları ve hayata geçirilen projeleri Cumhurbaşkanı Erdoğan’a arz ettiğini söylüyor.
Gelin bu cümleyi biraz açalım.
“2030 Vizyonu” yalnızca bir oda yönetiminin kendi içerisindeki çalışma takvimi değildir. Bursa’nın sanayisinin dönüşümü, üretimin niteliğinin yükseltilmesi, ihracat kapasitesinin geliştirilmesi, teknolojiyle buluşma ve şehrin ekonomik geleceğine ilişkin stratejilerin devletin en üst makamına aktarılması anlamına gelir.
Bursa'da siyasetçisinden sanayicisine, sporundan sağlığına, eğitimine, ulaşımına kadar topyekun meselelerde hemen herkesin genelgeçer fikri; “Ankara’da daha güçlü olmalıyız” şeklinde değil mi?
Peki, Ankara’da güçlü olmak nedir?
Her şeyden önce ulaşabilmektir, derdini anlatabilmek, projeni sunabilmek, ihtiyacını doğrudan aktarabilmektir. Daha da önemlisi, şehrin geleceğine ilişkin sözü devletin karar mekanizmalarının en tepe noktalarına kadar taşıyabilmektir.
Bu açıdan bakıldığında, BTSO Başkanı İbrahim Burkay’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmesini bir tartışma konusu haline getirmek yerine, Bursa’nın Ankara’daki temsil kapasitesi açısından değerlendirmek gerekmez mi? Çünkü Bursa’nın ihtiyacı, Ankara ile arasına mesafe koymak değil; tam tersine Ankara’ya ulaşan yollarını çoğaltmaktır. Bursa’nın ihtiyacı, devletin zirvesiyle kurulan temaslardan rahatsızlık duymak değil; o temasların daha fazla Bursa meselesini taşımasını sağlamaktır.
***
Sanayicinin önündeki meseleleri düşünelim…
Finansmana erişimden enerji maliyetlerine, ihracat pazarlarından yeşil dönüşüme, yüksek teknolojili üretimden nitelikli insan kaynağına kadar uzanan devasa bir meseleler yumağından söz ediyoruz.
Bunların hiçbirisi sosyal medya cümleleriyle çözülebilecek kadar küçük meseleler değil. Bunlar, karar vericilerle doğrudan konuşmayı gerektiren fazlasıyla mühim meselelerdir.
Bursa’nın bugün ihtiyacı olan şey daha fazla temas, daha fazla diyalog ve hep şikayet edilen kanattan şartları zorlayarak daha fazla Ankara diyebiliriz. Buradan hareketle; Bursa, kendi geleceğine ilişkin vizyonunu, devletin gelecek vizyonuyla aynı masada konuşabilen şehir olmalıdır.
BTSO’nun 2030 Vizyonu’nun, yürütülen çalışmaların ve hayata geçirilen projelerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a aktarılması, Bursa’nın ekonomik geleceğine ilişkin hacimli bir dosyanın Ankara’nın en üst katına bırakılmasıdır.
Bugün Bursa’nın Ankara’da daha çok duyulması gerektiğini söyleyenlerin, Bursa adına Ankara’da konuşabilen insanları ve kurumları desteklemesi gerekir. Çünkü lobicilik, kapıları kapatmak değil, kapıları Bursa için çalabilmek, açabilmektir...
İbrahim Burkay’ın Erdoğan’la gerçekleştirdiği görüşme de bu çerçevede okunmalıdır. Bir seçim hesabı aramak yerine, Bursa’nın Ankara’daki karşılığını düşünmek gerekir. Bir fotoğraf karesine bakıp zorlama hatta akla ziyan anlamlar üretmek yerine, o karenin arkasındaki şehrin menfaatine bakmak gerekir.
SON SÖZ:
Mesele, Başkan Burkay’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmüş olması değildir, mesele, Bursa’nın ve Bursa sanayicisinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ulaşmış olmasıdır. Dolayısıyla Bursa’nın yıllardır şikâyet ettiği Ankara'ya mesafesi düşünüldüğünde bu görüşme eleştirilecek değil; bilakis kıymeti bilinmesi, desteklenmesi gereken bir imkândır. Bursa’nın sesi Ankara’ya ulaşmışsa, her şeyden önce Bursa adına sevinmek gerekir. Şehrin ekonomik aklını devletin karar mekanizmalarıyla aynı masada buluşturabildiği için hassaten Başkan Burkay'a teşekkür etmek gerekir.
----
"Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve politikhaber.com.tr'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir."