Ak Parti, sandık sınavına girmeden önce, sandıktan çok daha ağır bir sınavın eşiğinde duruyor bugün.
O sınavın adı adalettir...
O adaletin özeti ise "Biz kemer sıkarken, bazıları nasıl bu kadar zenginleşiyor?" Yani, emekli evine beş ayda beş kilo et götüremezken, Fatma Betül Sayan Kaya, beş ayda 2,17 milyar lirayı nasıl götürebiliyor?
İşte bu yakıcı sorunun cevabı bulunmadığında yalnızca ekonomi değil, topyekun siyasetin ahlaki zemini de aşınıyor.
Öyle ki; fon soruşturmasıyla başlayan huzursuz edici gündem, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya hakkındaki korkunç iddialarla bu zemin aşımı yeni bir boyuta taşındı diyebilirim.
İddia malumunuz: Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya, 163 milyon lira yatırıp, yaklaşık beş ay sonra 2,17 milyar lira çektikleri yönünde...
Burada, beş ay gibi kısa bir sürede kazanılan dehşet para bir tarafa; bakan bile olsa, maaşla çalışan bir insanın bir çırpıda fona yatıracak 163 milyonunun olması bile başlı başına bir olaydır.
Bu iddiaların doğruluğu soruşturulmalı ve belgelerle ortaya konulmalıdır.
Tamam, adaletin, üzerine düşeni yapacağından kuşkum yok; fakat burada siyasetin özellikle de Ak Parti'nin önünde duran büyük bir mesele var.
Şeffaflık...
Eğer ortada gerçek dışı bir iddia varsa, cevap basittir: Belgeler ortaya konulur, kamuoyu aydınlatılır ve derhal hukuki yollara başvurulur. Ne var ki; bu yazı için klavyenin tuşlarını dövmeye başladığım zaman Fatma Betül Sayan Kaya, "yapmadım" diyemeden, suya tirit sözlerle bir açıklama yapıp "af" istemekte buldu çareyi...
Eğer iddialar gerçekse, o zaman da kamu görevi ile kişisel servet arasındaki çizginin nerede başladığı, nerede bittiği bütün açıklığıyla araştırılmalıdır. Çünkü devlet makamları, insanların servetlerini büyütmek için değil, milletin emanetini asaletle taşımak içindir. "Yetim hakkı" hassasiyetiyle iktidara gelmiş Ak Parti için ise bu emanet, emanetten daha öteye bir iman meselesidir. Dolayısıyla Ak Parti, dini-imanı para olmuş bu tiplerden derhal arınmalıdır.
28 Şubat'ın acı hatıralarını hala üzerinde taşıyan samimi insanlar, o emanete halel getirecek her türlü davranışın karşısında derin bir "vebal" hatırlatmasıyla gönülden buğzediyorlar...
Açık söylüyorum; Ak Parti'ye yapılan bu gönülden buğz, muhalefetin en sert eleştirilerinden bile daha dikkate değerdir. Çünkü burada mesele, yeminli Erdoğan düşmanlığı değil; Erdoğan’ın temsil ettiği kadim muhitin kendi kirinden temizlenmesi isteğidir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefet belediyelerindeki "yolsuzluk" iddiaları karşısında (haklı olarak) “hesap sorulsun” diyor. Hesap sorulmalı da zaten, fakat Erdoğan, temizliğe kendi partisinden başlamalı. Ak Parti için bugün yapılabilecek en gerekli, en güçlü siyasi hamle budur.
Varsa haksız kazanç, kim elde etmişse ortaya çıkarılmalı; varsa suç, hukuk önünde hesabı sorulmalı. Çünkü bir "Erdemliler Hareketi" olarak yola çıkan Ak Parti'yi büyüten şey yalnızca yapılan yollar, köprüler, savunma sanayi hamleleri veya dış politikadaki başarılar değildir. Bunlar tamam, ama Ak Parti'yi asıl büyüten şey, kendi içindeki yanlışa karşı gösterdiği/göstereceği cesarettir...
Şimdi, başa/başlığa dönüp Reis’e bir seçim kazanma tüyosunu vereyim.
Sistemin yüzde 50 artı bir dayatması başta olmak üzere birçok sebepten ötürü seçimin Erdoğan için "zor" geçeceği söylense de ben öyle düşünmüyorum. En azından bir önceki seçim kadar zor olacağını düşünmüyorum. "Siyasetin gürültüsünü susturan soru!" başlıklı yazımda ifade ettiğim gerçeklerden/gerekçelerden mütevellit önümüzdeki seçimde Erdoğan'ın eli en azından bir önceki seçime göre daha güçlü...
İşte tam burada, ben, sandığın sonucunu değil, sandığa giden yolu söylüyorum: Reis, 25 yıllık iktidarı boyunca yaptıklarını ve daha neler yapacaklarını anlatarak seçmenden oy istemek yerine; daha kolay olanı seçmeli ve millete, “Bizimkiler hata yaparsa, onları da asla görmezden gelmeyiz...” duygusunu samimice vermelidir...
SON SÖZ:
“Bizimkiler hata yaparsa, onları da asla görmezden gelmeyiz...” duygusunu vermek o kadar da zor değildir. Reis, Fatma Betül Sayan Kaya'nın 163 milyon lira yatırıp, 2,17 milyar lira çektiği iddiası başta olmak üzere adı bu türden iddialara karışan ve haksız zenginleşen bütün partilileri hizaya getirecek kararlı adımlar atmalı. Reis, bu tiplerden hukuk önünde hesabını sormalı ve hamuduyla götürdüklerini göstere göstere ellerinden alıp millete vermelidir. İşte o zaman siyaset yeniden itibar kazanır. Çünkü millet bazen cebindeki paradan önce, devletin terazisinin doğru tartıp tartmadığına bakar. Ve o terazi şaşmazsa, sandıkta verilen her oy daha da anlamlı hale gelir. Açık ve net söylüyorum. Reis, milletin huzuruna çıkıp bu vurguncuların isimlerini ve kimin ne kadar götürdüğünü açılasın; ardından da götürdükleri paraları ellerinden alıp, fakir fukaraya dağıtsın, vallahi ilk seçimde sandıklar patlar, siyasi hayatının en yüksek oyuyla seçilir...
----
"Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve politikhaber.com.tr'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir."