Hiç durup dururken, sıradan bir salı öğleden sonrasında, yıllar önce yaşanmış küçücük bir anın ağırlığı altında ezildiğiniz oldu mu?
Geçenlerde mahallenin fırınında sıradaydım. Önümdeki genç adam, tezgahtarın, "Ekmek kalmadı, beş dakika beklemeniz gerek" demesiyle bir anda parladı. Öfkesi o kadar yersiz ve aşırıydı ki; fırındaki herkes donakaldı.
Alt tarafı beş dakikalık bir bekleyiş…
Ama adamın yüzündeki o kırgın ve tekinsiz ifade, bana psikanalizin tozlu raflarında duran ama gündelik hayatın tam ortasında yaşayan iki eski kavramı hatırlattı: Sonradan Etki ve Proton Pseudos (yani o meşhur "İlk Yalan").
İnsan zihni bir takvim gibi işlemiyor dostlar. Yaşadığımız her şeyi sırasıyla yaşayıp, klasörleyip rafa kaldırmıyoruz. Bazen bir olay yaşanır; o an için anlamsızdır, nötrdür, hatta çocuksu bir saçmalıktan ibarettir.
Ama aradan yıllar geçer...
Büyürüz, değişiriz, dünyayı tanırız. Sonra günün birinde sıradan bir tetikleyici gelir ve o eski anının üstündeki örtüyü kaldırır. İşte Fransızların après-coup, Freud’un ise Nachträglichkeit (Sonradan Etki) dediği şey tam olarak budur. Olay yaşandığı an değil, sonradan travmatik hale gelir.
Fırındaki o adama dönelim.
Adamın öfkesi gerçekten beş dakika ekmek beklemekle mi ilgiliydi? Tabii ki; hayır. Zihnimiz, asıl acı veren, yüzleşmesi zor olan o eski travmayı doğrudan bilince çıkaramaz. Onun yerine bize dahi yalan söyler: "Ben ekmek beklemediğim için kızgınım."
İşte psikanalizin Proton Pseudos; yani, "İlk Yalan" dediği mekanizma tam da burada devreye girer. Zihin, asıl yaraya dokunmamak için kendine mantıklı görünen ama tamamen saptırılmış bir gerekçe uydurur.
Gündelik hayatımız bu "ilk yalanlar" ve "sonradan etkiler" silsilesiyle doludur:
* İş yerindeki o e-posta: Yöneticinizden gelen kısa ve mesafeli bir e-posta düşünün. Normalde profesyonel bir iletişimdir. Ama siz o gece uyuyamazsınız, içinizi bir terk edilme ve yetersizlik korkusu kaplar. Çünkü o e-posta, ortaokul yıllarında tahtada rezil olduğunuz ya da evde takdir görmediğiniz o ilk sahneyi geriye dönük olarak çalıştırmıştır. E-posta bahanedir; zihnin yazdığı "Müdürüm bana taktı" senaryosu ise o ilk yalandır.
* Toplu taşımadaki anlamsız öfke: Otobüste birinin omuzunuza hafifçe çarpmasına gösterdiğiniz aşırı reaksiyon, o anki kalabalıkla ilgili değildir. Çocukken sınırları ihlal edilmiş bir ruhun, yıllar sonra yetişkin aklıyla "Şu an bana saygısızlık yapılıyor!" diyerek geriye dönük olarak ayağa kalkmasıdır.
Hani derler ya "Zaman her şeyin ilacıdır" diye... Aslında zaman tek başına hiçbir şeyi iyileştirmez. Zaman sadece anıların üzerini örter; ta ki, yeni bir deneyim gelip eski bir dosyayı açana kadar. Geçmiş, arkamızda bıraktığımız bir yol değil; cebimizde taşıdığımız bir pusuladır.
Bugün kendinize bir iyilik yapın. Gün içinde bir şeye gereğinden fazla öfkelendiğinizde, birden derin bir kaygıya kapıldığınızda ya da birini sebepsizce suçlarken bulduğunuzda durun ve sorun:
"Şu an kızdığım şey gerçekten bu mu, yoksa zihnim bana yine o tanıdık 'ilk yalanı' mı söylüyor?"
Belki de sırf o gün o dükkana giremediği için hayatı kararan, ama yıllar sonra bunun ergenlik öncesi bastırılmış bir anıdan kaynaklandığını anlayan Emma gibi, biz de kendi hayatımızın "sonradan etki"lerini keşfetmeyi bekliyoruzdur.
Zaman ileriye doğru aksa da ruhumuz her zaman geriye doğru iyileşir.
----
"Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve politikhaber.com.tr'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir."