Bursa’ya ilk kez gelen bir yolcuyu düşünün. Şehre adım attığında herkes ona Ulu Cami’yi anlatır; öyle ki camiyi görmeden, içinde iki rekât namaz kılmadan cennete bile gidilemeyeceğini sanmaya başlar. Bu eşsiz mabedin zarafeti, ustaların el emeği, mimarların dehası tartışılmaz bir şaheserdir. Hele ki geliş mevsimi ilkbaharsa… Uludağ’dan Ulu Cami’ye doğru esen ince, serinletici rüzgâr ve sokaklara yayılan ıhlamur kokusu adeta cennetin müjdesini taşır.
Osmanlı’dan miras kalan Bursa, İstanbul gibi muhteşem bir şehir. Ancak gezmeye başladığınızda, biraz aşağıda karşınıza çıkan manzaralar sizi hayal kırıklığına uğratır. Ulu Cami’nin gölgesine düşen dev beton bloklar, şehrin ruhunu karartan kabus gibi yükselir. Doğanbey TOKİ binaları… Kim yaptı bu yapıları? Hangi mühendisler, hangi imar hayalleriyle bu projeye ortak oldu? Gerçekten eğitim aldılar mı, yoksa tarihi şehre kendi kötülüklerini mi kustular?
Bursa’nın tarihî dokusuna Yunan işgalinden sonra yaşatılan en büyük zulüm belki de bu betonlaşmadır. Uludağ’ın serin rüzgârlarının şehre esmesini engelleyen bu yapılar, sanki bina değil mezar taşları gibi dikilmiştir. Doğanbey TOKİ’nin gölgesinde, Osmanlı’dan yüzyıllar sonra nasıl bir cehaletle karşı karşıya olduğumuzu daha derinden hissedersiniz.
Bir zamanlar “Yeşil Bursa” diye anılan şehirde ne tarihî doku kalmış, ne de Uludağ’ın yeşili… Cumhuriyet çocukları, yağmacı çekirgelere dönüşmüş; tarihi bina, tarihi doku, tarihi cami ne bulurlarsa çirkinleştiriyorlar. Sonra da utanmadan “Osmanlı torunlarıyız” diyoruz. Oysa Bursa’ya bizim kadar zarar veren başka bir cahiller sürüsü gelmemiştir.
Bugün Ulu Cami’nin ihtişamına bakarken, biraz ileride Doğanbey TOKİ’nin mezar taşlarını gördüğünüzde içinizi bir hüzün kaplar. Bursa’nın ruhu, tarihî kimliği ve estetik dokusu beton yığınlarının arasında kaybolmuştur.
Üstelik bu yalnızca Doğanbey ile sınırlı değil. Hanlar Bölgesi’nin çevresindeki düzensiz yapılaşma, tarihî çarşının ruhunu boğuyor. Muradiye Külliyesi’nin etrafında yükselen beton bloklar, Osmanlı’nın zarif mimarisini gölgede bırakıyor. Çekirge’deki tarihî kaplıcaların yanına dikilen apartmanlar ise şehrin şifa geleneğini bile çirkinleştiriyor. Her biri Bursa’nın tarihî kimliğine vurulmuş ayrı bir darbe.
Bu şehir, Osmanlı’nın mirası değil; bizim cehaletimizin aynası hâline gelmiştir.
-----
"Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve politikhaber.com.tr'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir."