Özgürlük, insan ruhunun ilkbahara açılmasıdır. Kuşların gökyüzünde özgürce süzülmesi, yabani hayvanların engel tanımadan koşabilmesi neyse, insan için de özgürlük odur. Fakat özgürlüğün kaybı, ruhu görünür ya da görünmez duvarların içine hapseder.
Görünür duvarlara hapsolmak bu topraklarda kolaydır. Bir gün, sebebini bile bilmeden kendinizi parmaklıkların ardında bulabilirsiniz. Bazen yalnızca doğduğunuz yer, kimliğiniz ya da düşünceniz bu duvarların gerekçesi olur. Bu coğrafyada insan hayatı ucuzdur; krallar, padişahlar, şeyhler ve şıhlar hiç bitmez. Köle ruhlarımız, onlara bağlanmak için zaten özgür olamamıştır.
Eric Fromm’un Özgürlükten Kaçış’ta vurguladığı gibi, insan çoğu zaman özgürlüğünü kendi elleriyle teslim eder. Bir ideoloji uğruna, bir “izm” adına özgürlüğünü kaybedebilir. Dün komünizm ya da sosyalizm, bugün ise kapitalizm… Artık tek ideoloji paradır. Sakalın, bıyığın, siyasetin, hatta aşkın bile tek ölçüsü para olmuştur. Yeni efendimiz odur. Kadınlar da erkekler de çoğu zaman paranın cazibesine kapılır; kimde varsa o, en yakışıklısı, en kibarı, en çekicisi sayılır.
Özgürlüğün kaybedildiği bir başka alan ise tutkularımızdır. Erkekler, kadınlara olan bağlılıklarında çoğu kez ruhlarını da teslim eder. Artık yalnızca cüzdanlarını değil, nefeslerini bile kadınlardan izin almadan alamaz hale gelirler. Kapitalizmin şehirlerinde, siyasetin baskısında ve ilişkilerin tahakkümünde çağdaş köleler olarak yaşarız.
Ama en çok siyasilerden korkarız. Çünkü onlar yalnızca özgürlüğümüzü değil, her şeyimizi alabilirler. Bizi köle olmadığımıza inandırarak köleliğimizi derinleştirebilirler. Fromm’un dediği gibi, insan özgürlükten kaçarken otoriteye sığınır; bu sığınma, en büyük yanılsamadır.
Özgürlük, yalnızca zincirlerin kırılması değildir. Özgürlük, insanın kendi ruhunu sahiplenmesi, kendi kararlarını alabilmesi, kendi varoluşunu onaylamasıdır. Bahar gibi taze, kuşlar gibi hafif, gökyüzü gibi sınırsızdır. Onu kaybettiğimizde, duvarların ardında değil, kendi içimizde mahkûm oluruz.
Ve belki de en büyük görevimiz, bu mahkûmiyeti fark etmek, görünmez zincirleri kırmak ve özgürlüğü yeniden bahara açmaktır. Çünkü özgürlük, insanın en derin nefesidir.
“Belki bir gün bize de bahar gelir, kim bilir…”
----
"Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve politikhaber.com.tr'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir."