Devlet parasız yatılı okulların çocukları… Onlar, hayatın en zor şartlarında büyüyen ama en güçlü değerlerle yetişen nesillerdi. Bugün geriye dönüp baktığımızda, bu okulların sessiz kahramanlarını hatırlamak, aslında toplumun vicdanını hatırlamaktır.
Bir gömlek, bir çift ayakkabı
Devletin verdiği kıyafetler, ayakkabılar ve kitaplar, o çocukların gözünde birer hazineydi. Bugün bir çocuğun yeni aldığı montu ertesi gün değiştirmek istemesi sıradan bir şey olabilir. Ama o günlerde, verilen mont yıllarca korunur, yamalanır, yine de kıymeti bilinirdi. Çünkü o mont, sadece bir giysi değil; devletin şefkatli eli, fırsat eşitliğinin sembolüydü.
Bir somun ekmek, bir okulun vicdanı
Yemekhanede üç öğün yemek çıkardı. Belki çok doyurucu değildi ama kimse aç kalmazdı. Bir somun ekmek bile israf edilmezdi. Fazlalıklar, doymayan arkadaşlara verilirdi. Bugün marketten alınan ekmeğin çöpe atıldığını gördüğümüzde, o günlerin paylaşma kültürünü hatırlamak gerekir.
Kitapların yol arkadaşlığı
Her kitap özenle korunurdu. Çünkü bilirdik ki gelecek yıl o kitap başka bir çocuğun yol arkadaşı olacaktı. Bugün kapağı bile açılmadan çöpe giden kitapları gördükçe, o günlerin bilinçli sahiplenişi daha da anlam kazanıyor.
Dayanışmanın adı: yatılı okul
Hasta olan arkadaşımıza doktorlar bakardı ama en çok diğer çocuklar ilgilenirdi. Çünkü birinin hastalığı, bütün okulun hastalığı olabilirdi. Yatak, çarşaf, masa… Devletin malı çok kıymetliydi. Bir eksilme, bir çocuğun çarşafsız kalması demekti. İşte bu yüzden, o çocuklar devlet malını kendi malı gibi korurdu.
Sadakat ve yalnızlık
Bu çocuklar torpilsiz, alın teriyle bir yerlere geldiler. Tarikatların, çıkar gruplarının ilgisini çekmediler. Çünkü onların sadakati yalnızca devleteydi. Bayraktan ve yaşlıların ellerinden başka bir şey öpmediler. Bu yüzden yalnız kaldılar ama bu yalnızlık, aynı zamanda en büyük onurları oldu.
Bugün sokakta gördüğümüz bir çocuğun elindeki eski defteri küçümsemeyelim. Belki o defter, yarının profesörünü, doktorunu, öğretmenini yetiştiriyor. Devlet parasız yatılı okulların sessiz kahramanları bize şunu öğretiyor: Onurla yaşamak, onurla göçmek, kul hakkı yememek… İşte gerçek kahramanlık budur.
------
"Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve politikhaber.com.tr'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir."