İnsanın sosyal hayatı, görünmez bir sınırla çevrilidir. Antropolog Robin Dunbar’ın ortaya koyduğu Dunbar ilkesi, beynimizin yaklaşık 150 kişilik bir sosyal çemberi anlamlı şekilde sürdürebileceğini söyler. Bu sayı, tarih boyunca köy topluluklarında, askeri birliklerde ve iş gruplarında kendini göstermiştir. Modern çağda ise sosyal medya binlerce “arkadaş” sunar, fakat bu kalabalıkların içinde gerçek bağların derinliği çoğu zaman kaybolur.
Burada Erich Fromm’un düşünceleri devreye girer. Fromm, insanın varoluşunu iki temel yönelimle açıklar: “sahip olmak” ve “olmak.” “Sahip olmak” yönelimi, daha çok şeye, daha çok insana, daha çok takibe sahip olma hırsıyla yüzeysel ilişkiler kurar. “Olmak” yönelimi ise, özgürce var olmayı, ilişkilerde derinlik ve anlam aramayı ifade eder. Dunbar’ın 150 kişilik sınırı, aslında Fromm’un “olmak” çağrısının biyolojik kanıtı gibidir: çok sayıda yüzeysel ilişkiye sahip olmak yerine, az ama sahici bağlarla var olmak insanı özgürleştirir.
Bugün Bursa’da bir kahvehanede otururken yan masadaki dost sohbeti, binlerce çevrimiçi takipçiden daha anlamlıdır. Çünkü insan, otantik benliğini ancak sınırlı ama derin bağlarda bulur. Sosyal medya kalabalıkları, “sahip olma” yöneliminin bir yansımasıdır; fakat gerçek dostluk, güven ve sevgi, “olmak” yöneliminin içinden doğar.
Fromm’un uyarısı nettir: modern insan, sahip olma hırsıyla kendini yalnızlaştırır. Oysa Dunbar’ın işaret ettiği sınır bize şunu hatırlatır: insan, sınırlı sayıda dostlukla daha insancıl, daha otantik bir yaşam sürebilir. Bu sınır, bir eksiklik değil; derinlik arayışının doğal bir çerçevesidir.
Bugün bireysel özgürlüğün ve toplumsal dayanışmanın yolu, binlerce yüzeysel bağdan değil, birkaç sahici dostluktan geçiyor. Dunbar’ın 150 kişilik çemberi ile Fromm’un “olmak” felsefesi birleştiğinde ortaya çıkan mesaj basit ama güçlü: Gerçek özgürlük, az ama sahici ilişkilerde saklıdır.
------
"Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve politikhaber.com.tr'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir."