Mustafa Gültekin

Mustafa Gültekin

seferisair@gmail.com

Vefa, Türkçenin en ağır kelimesidir!

19 Haziran 2026 Cuma 10:53

İnsan, düşman hançeriyle ölmez belki, ama dostun vefasızlığına gömülür; çünkü vefasızlık hançeri yakından saplanır ve ciğerlere kadar iner. İşte o an anlarsın ki; vefa, Türkçenin en ağır kelimesidir...

Bazı hikayeler anlatılır; ağızdan söz olarak çıksa bile gelir kalbimizin tam ortasına oturur. Tıpkı, bir ciğercide öden(e)meyen hesabın insana ah çektiren hikayesi gibi..

Bilirsiniz, Neyzen Tevfik, her zamanki gibi yine parasızdır, ama canı da çok fena ciğer çeker. Girer bir ciğerciye ve kemali afiyetle iki tabak ciğeri götürür.

Sıra hesabı ödemeye geldiğinde ise çaresiz çağırır şef garsonu ve bir kalem-kağıt ister. Getirilen kağıda bir şeyler karayan Neyzen, garsondan, pusulayı karşı sokaktaki falanca dükkanın sahibine iletmesini ister.

Garson, "Efendim, dükkanda bir müşteri ciğer yedi, parasını ödemedi, bu pusulayı size gönderdi..." der.  Pusulayı okuyan dükkan sahibi, derin bir tebessümle iki değil, üç tabak parası verip, "Yarın yine gelsin yesin" deyince, garson şaşkın bir halde pusulada ne yazdığını merak eder ve sorar.        

Neyzen'in yazdığı iki satır:

"Dağladı ciğerci ciğerimin yarasını,

Ciğerparem veriver ciğercinin parasını."

Şimdi, kulağımıza hoş gelen bu hitap, aslında geçmişin insan ilişkilerindeki derinliğin ifadesidir. Yani, birinin derdi, ötekine de derttir. Onun için olsa gerek ki; geçmişte muhasebe tutmayan vefa; bugün, Türkçenin en ağır kelimesidir.

Neyzen'in adeta beyin tokatlayan o iki satırlık pusulası; bugün bize, "Biz kimin ciğerparesiyiz? Ve bizim ciğerparemiz kim?" diye de sordurtuyor. Bugün kaçımız, hangi açımızın hesabına bir tabak fazlasını ekleyecek kadar yüce gönüllüyüz?  

SON SÖZ:

Bu hikaye, yalnızca bir ciğer parasının hikayesi değildir. Aslında bugün yitirdiğimiz, ama bir dönemin insan kalitesinin, dostluk anlayışının ve vefa duygusunun iki mısraya sığdırılmış ciğer dağlayan özeti gibidir.

 

---

"Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve politikhaber.com.tr'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir."

 

Mustafa Gültekin Hakkında

Ağaçhisar'da 1977'de Şubat'ın ayazında anamın kucağında açmışım gözlerimi dünyaya. Babamın sıcak nefesiyle kulağıma okuduğu ezanla duymuşum adımı.

Mustafa

Kendimi, "Asabı bozuk bir yazı gündelikçisi" olarak tanımlıyorum. Gazeteciliğe, ortaokulda, okul gazetesi çıkartarak başladım. İlk basın kartımı "bir eğitim hizmeti" olarak burada aldım ve o gün bugündür kendimi mesleğin öğrencisi olarak görmeye, öğrenmeye devam ediyorum.

Araf'tan yeryüzüne dağıldığımızdan beri, yurt tutmayan düşlerimin peşinde, kaleme duyduğum hürmetle 20 yılı aşkın bir süredir yerel ve ulusal gazetelerde yazılar yazıyorum. Evliyim ve Canevim, Yürek Yongam Neslihan Azra'mın babasıyım.