Mustafa Gültekin

Mustafa Gültekin

seferisair@gmail.com

"Başımıza gelenler, gündüzün başına gelse gece olurdu!"

05 Nisan 2026 Pazar 16:07

Bu, cins cümleyi Bursaspor'a uyarlasam ve "Bursaspor'un başına gelenler, gündüzün başına gelse gece olurdu!" desem, tereddütsüz hemen herkes "doğru" diyerek beni onaylayacaktır...

Madem öyle; bir soru sorarak başlayayım.

Ak Partili Alinur Aktaş hala Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğunda oturuyor olsaydı ve geceyi kıskandıracak kadar kara bir kaderi yaşayan Bursaspor için umut olacağını düşündüğü CHP'li eski bir bakan ve halen CHP Milletvekili olan bir isme gidip yardım isteseydi. O CHP'li isim de oğluyla birlikte taşın altına elini koyup Bursaspor'u içine düştüğü bataklıktan çıkarsaydılar, ne olurdu? Daha açık sorayım; Ak Partililer, Alinur Aktaş'a ne derdi?

Ne olacağını ve ne diyeceklerini aşağı yukarı tahmin ediyorum, ama lafı uzatmamak için bu, beyin tokatlayan soruların cevabını okura havale ediyorum. (İsteyen, cevabını yazının altına yorum olarak yazabilir)

Gelin, tersinden sorduğumuz sorunun düzüne bakalım şimdi de.

Efendim, sosyal medyada gördüm. Adam, "Doğal sivrisinek tuzağı" kurmuş. Tuzu, rakıyı, ağaç dalını ve taşı yan yana dizmiş. Sivrisinek, şeker sanıp tuzu yiyecek ve susayacak. Su sanıp rakıyı içecek ve sarhoş olacak. Sarhoş olup ayağı dala takılacak ve düşecek. Finalde ise düşünce başını taşa vurup ölecek...

Biliyor musunuz? Sivrisineğin bu şekilde ölme ihtimalinden bile daha düşüktü Bursaspor'un ligden düşmesi, ama "olmazlar" oldu ve Bursaspor üçüncü lige kadar geriledi.

Parasının hesabını bilmeyecek kadar zengin olan şehrin ileri gelenleri dahi, Bursaspor'un borcunun "ödenemez" boyutta olduğu gerçeğinden hareketle, "Kapısına kilit vurun" demekte buldu çareyi.

Ne var ki; Bursaspor bir tabeladan ibaret değildi. Payitaht bir şehrin kalp atışıydı adeta. “Kapatın, yenisini kurun” diyenler, aslında sadece bir kulübü değil, bir şehrin hafızasını silmeyi teklif ediyordu. Çünkü, bazıları için vefa, ilk rüzgarda savrulan yaprak kadar önemsizdi.

İşte tam da bu sırada yerel seçim gelip çattı. Bütün iyi niyetli ikazlara rağmen Ak Parti, Bursa'yı da Bursaspor'u da ligden düşürmüş, kibirli kabile reisi kılıklı kasaba siyasetçilerini bir daha adaylaştırarak uçuruma doğru koşar adım ilerledi.

 Sonu malum; sandığa giden seçmen, oyunu belediye meclisinde Ak Parti'ye vermesine karşın başkanlıkta CHP'nin adayı Mustafa Bozbey'i yetkilendirdi.

CHP'li Bozbey ise ülkedeki siyasi ayrışmaya inat parti kimliğinin ötesine geçip,  şehrin durma noktasında gelen kalbine sahip çıkarak Ak Partili Faruk Çelik'e gidip, siyasi çizgileri farklı olsa da söz konusu Bursa ve Bursaspor olunca aynı vicdan ve sorumluluk hattında buluşmaktan yüksünmedi.

Yukarıda, tersi olsa Ak Partililerin ne diyeceğini okura havale ettim, ama burada CHP'lilerin ne dediğini bildiğim için onları kutlamak isterim. Nitekim, hiçbir CHP'li, Ak Partili bir bakanı ve başkan seçilen oğlunu Bursaspor'un başarısı için desteklediğinden dolayı Belediye Başkanı Bozbey'e tek kem söz etmedi. Bursaspor'un başarısından hasıl olacak paye, siyasi prim Ak Parti'nin işine yarar düşüncesine kapılmadılar. Aksine aynı hatta birleşip, Bursaspor'un başarısı için onlar da ellerinden geleni yaptılar, yapmaya da devam ediyorlar. 

İşte bu vicdan ve sorumluluk hattı, Bursaspor'u küllerinden diriltip sadece şampiyon yapmadı, Bursa'nın da bu hatta birleşmesine sebep oldu ki; her maçta her görüşten on binlerce Bursalının Timsah Arena'dan dünyaya hayranlık uyandıran mesaj iletmesi bunun apaçık örneği değil mi?

***

Biliyorsunuz, Mustafa Bozbey, 10-15 sene öncesine ait bir takım iddialarla gözaltına alındı ve tutuklandı. Bu gözaltı haberiyle birlikte pusuda bekleyen bazı karanlık zihinler hücrelerinden çıktı. Vefaya, desteğe, dayanışmaya çamur atmaya çalıştılar. Belediyenin, Bursaspor'a desteğini, kirli imalarla ilişkilendirmeye kalktılar. Peki, şaşırdık mı? Elbette ki; hayır. Çünkü onların dünyasında her şey pazarlık, her ilişki çıkar, her destek bir hesabın parçasıdır.

Oysa gerçek bambaşka.

Belediyenin verdiği destek, bir kişinin değil; meclisin, yani şehrin ortak iradesidir. O destek, siyasetin değil, Bursa’nın oy birliğidir. Ve bunu eğip bükmeye çalışanlar, aslında sadece Bursaspor’a değil, Bursa’nın ruhuna saldırmaktadırlar.

Başkan Enes Çelik'in, Mustafa Bozbey'e Bursaspor'a verdiği destekten ötürü teşekkürü ve insani olgunluk ile "geçmiş olsun" dileği sıradan bir söz değildir; asil bir duruşun ilanıdır. “Bize destek veren herkes, hangi partiden olursa olsun saygı görecektir...” demek, günümüzün kibirli, kirli diline indirilen en ağır tokattır. Bu, menfaat değil, ahlakın karakter olmuş halidir.

Tam da burada, fikrimin sultanlarından Cemil Meriç’in o keskin hakikati yankılanır zihnimde: "Vefa, tesadüf değildir. Karakterin izdüşümüdür. Omurgası olan insanlar, zor günde sırt dönmez. Rüzgarın yönüne göre saf değiştirmez. Çünkü onların pusulası çıkar değil, ilkedir..." der üstat Meriç.

SON SÖZ:

Mustafa Bozbey özelinde CHP'liler ile Faruk Çelik özelinde Ak Partileri aynı vicdan hattında bir araya getiren Bursaspor’un küllerinden doğuşu, sadece bir spor hikayesi değildir. Bu, “bitmiştir” denilen yerde yeniden doğuşun, “kapatın” denilen değeri korumanın, “unutun” denilen geçmişe sahip çıkmanın muhteşem hikayesidir. Şimdi bu hikayeyi yazan Faruk Çelik ve Enes Çelik'e, bu hikayeye katkı koyan Mustafa Bozbey'e, bu hikayeyi destekleyen Ak Parti İl Başkanı Davut Gürkan'a, MHP İl Başkanı Muhammet Tekin'e , CHP İl Başkanı Nihat Yeşiltaş'a İYİ Parti İl Başkanı İsmail Kaya'ya, Anahtar Parti İl Başkanı Fikret Aslan'a ve dahi Saadet'inden, Yeniden Refah'ına kadar diğer bütün siyasi partilere, belediye başkanlarına ve STK'lar başta olmak üzere destek olanlara teşekkür etmeyelim mi?

DİP NOT:

Benim, bu şehirde yıllardır şahit olduğum sarsılmaz bir gerçek var. Efendim; en uslanmaz Faruk Çelik muhalifi üç kişiyi bir araya getirseniz ve "Hadi bakalım, Faruk Çelik'i eleştirin" deseniz; eleştirirken bile söze, "Faruk abi..." diye başlarlar. Yani, Faruk Çelik, bu şehrin dokusuna öylesine sinmiş ki; muhalifi bile göğsünü gere gere "abi" demekten çekinmiyor. Demem o ki; eleştirmek için bile söze, "abi" diye başlanan bir adama çamur atsanız bile o çamur sadece atanların elini kirletir.

 

 

-----

"Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve politikhaber.com.tr'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir."

Mustafa Gültekin Hakkında

Ağaçhisar'da 1977'de Şubat'ın ayazında anamın kucağında açmışım gözlerimi dünyaya. Babamın sıcak nefesiyle kulağıma okuduğu ezanla duymuşum adımı.

Mustafa

Kendimi, "Asabı bozuk bir yazı gündelikçisi" olarak tanımlıyorum. Gazeteciliğe, ortaokulda, okul gazetesi çıkartarak başladım. İlk basın kartımı "bir eğitim hizmeti" olarak burada aldım ve o gün bugündür kendimi mesleğin öğrencisi olarak görmeye, öğrenmeye devam ediyorum.

Araf'tan yeryüzüne dağıldığımızdan beri, yurt tutmayan düşlerimin peşinde, kaleme duyduğum hürmetle 20 yılı aşkın bir süredir yerel ve ulusal gazetelerde yazılar yazıyorum. Evliyim ve Canevim, Yürek Yongam Neslihan Azra'mın babasıyım.